Kayıtlar

alıntı etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

kitap alıntısı #102, Silent Vows - Jill Ramsower

Resim
          The priest’s words passed through me as though in another language. I couldn’t hear or see or think. All I could do was focus on breathing and try not to pass out.            Word must have spread like wildfire about my renewed vocal abilities because the church wasn’t engulfed in a sea of whispers when it came time for my vows.           “Noemi, do you take Conner to be your lawfully wedded husband? Do you promise to love him, comfort him, honor and keep him for better  or worse, for richer or poorer, in sickness and health, and forsaking all others, be faithful only to him, for as long as you both shall live?”            I forced air into my lungs.            “I do.”            Three letters. Two words. One life forever forfeited.            As a man, Conner was given freedoms in this world that a woman could only dream of. He was committing himself, but not to the same degree as me because he’d already accepted a life in the criminal underworld. By walking down that aisle,

kitap alıntısı #101, Praise - Sara Cate

Resim
          “People with a long, straight heart line are usually good lovers,” I say with a playful smirk.            “Makes sense,” he jokes, and I find myself giggling and my cheeks warming.            “It also means you are expressive, romantic, and value true love in your life.”            “Hmm…”            “Look, mine is long  too.” I open my palm for him, showing him where the horizontal line starts at my index finger and stretches all the way across my hand, without any breaks or curves.            “Doesn’t everyone have love in their life?” He sounds unimpressed.            Squeezing his open hand in mine, I give him a terse glare. “Not just any love, Emerson. It  means you’ll have true, all-consuming, intoxicating, lifechanging, earth-shattering love. Love you would die for. That you couldn’t possibly live without. Love that makes it hard to breathe. Like you can feel it not just in your heart but in your veins and your bones and your muscles. Everywhere.”   - Sara Cate, Praise,

kitap alıntısı #100, Sinners Anonymous - Somme Sketcher

Resim
          It was my mom who taught me to swim. Years later, she said it was because she was so bitter that my father got to teach me everything else—riding a bike, how to start a fire, how to build shelter from discarded wood—and she wanted to pass a skill onto me, too. She took me to the lake by our cabin, bundled me into our boat and rowed us out into the middle of the water. Jump, she’d said, before folding her arms and staring at me, expectantly.           I’d laughed. Mom was known for her sense of humor. But when she didn’t crack a smile I realized she wasn’t joking, and the panic started to seep in around my edges, I reached for the oars to row back to shore, but she pushed me back down on the boat bench with a firm hand.          Jump , she repeated. Because when you jump, you’ll find your wings as you fall.           I glanced up at my father, who was hovering nervously on the bank, clutching a life buoy. I swallowed the fear rising up my throat, balled my fists, and I jumped

kitap alıntısı #99, Paris Bir Şenliktir - Ernest Hemingway

Resim
         " Sylvia Beach'in kitaplığını keşfettiğim günden sonra Turgenyev'in tüm kitaplarını ve Gogol'dan basılmış İngilizce ne kadar kitap varsa, ayrıca Tolstoy'un Constance Garmett çevirilerini ve Çehov'un İngilizce çevirilerini okumuştum. Karımla Paris'e ilk gelişimizden önce Toronto'da bana Katherine Mansfield'in iyi, dahası büyük kısa öykü yazarı olduğu söylenmişti. ama Çehov'dan sonra Mansfield'i okumaya çalışmak, iyi ve yalın bir yazar olan, güzel konuşan, bilgili bir hekimin öykülerinden sonra ihtiyar bir kızın özene bezene uydurduğu masalları dinlemeye benziyordu. Mansfield, su katılmış bira gibiydi. Oun yerine su içmek daha iyi olurdu. Fakat Çehov'da duruluğu dışında suyla iniltili tek şey yoktu. Gazete haberi gibi kokan bazı öyküleri yok değildi. Fakat son derece güzel olanları da vardı.          Dostoyevski'de inanılır ve inanılmayacak şeyler vardı ama bazısı öylesine gerçekti ki okurken insanı değiştirirdi; ondaki zayıfl

kitap alıntısı #98, Ecce Homo; Kişi Nasıl Kendisi Olur - Friedrich Nietzsche

Resim
         "Benim savaşçılık pratiğim dört ilkede özetlenebilir. Birincisi: Yalnız zafer kazanana saldırırım, gerekirse zafer kazanmasını bekleyerek.          İkincisi: Kendime hiçbir müttefik bulamayacağım, tek başıma kalacağım ve yalnız kendi adımı tehlikeye atacağım şeylere saldırırım... İnsanların önünde, tehlikesiz tek bir adım bile atmadım; budur benim doğru davranış ölçütüm.          Üçüncüsü: Şahıslara saldırmam; onları genel ama gizlice yayılan ve yakalanması güç bir tehlike durumunu görünür kılmak için bir büyüteç gibi kullanırım. Böyle saldırdım David Strauss'a; daha doğrusu miladı dolmuş bir kitabın Alman eğitimindeki başarısına; bu kültürü suçüstü yakalamıştım. Wagner'lere böyle saldırdım; daha doğrusu rafine olanı zengin olanla, geç geleni büyük oalnla karıştıran kültürümüzün sahteliğine, içgüdü karmaşasına.          Dördüncüsü: Her türlü şahsi farklılığın dışlandığı, geçmişinde kötü deneyimler bulunmayan şeylere saldırırım yalnızca. Aksine, saldırmak benim içi

şiir alıntısı #97, Because I Could Not Stop For Death - Emily Dickinson

Resim
Because I could not stop for Death – He kindly stopped for me – The Carriage held but just Ourselves – And Immortality. We slowly drove – He knew no haste And I had put away My labor and my leisure too, For His Civility – We passed the School, where Children strove At Recess – in the Ring – We passed the Fields of Gazing Grain – We passed the Setting Sun – Or rather – He passed Us – The Dews drew quivering and Chill – For only Gossamer, my Gown – My Tippet – only Tulle – We paused before a House that seemed A Swelling of the Ground – The Roof was scarcely visible – The Cornice – in the Ground – Since then – 'tis Centuries – and yet Feels shorter than the Day I first surmised the Horses' Heads Were toward Eternity – - Emily Dickinson, Because I could not stop for Death

kitap alıntısı #97, Devlet - Platon

Resim
“Çünkü senin bu mantığına göre çobanlar veya sığırtmaçlar, kendilerinin veya efendilerinin çıkarlarını değil, sürülerinin çıkarlarını düşünerek onları güderler. Aynı şekilde sanıyorsun ki devletlerin yöneticileri, gerçek yöneticiler, kendilerine tabi olanları çobanın sürüsünü gördüğü gibi görmezler; kendi çıkarları için gece gündüz çalışmaktansa, onların çıkarları için uğraşır dururlar. Ve adalet ve hak, adaletsizlik ve haksızlık hakkında düşünürken o kadar yanlış yollara saptın ki adaletin ve adil olanın gerçekte başkalarının yararına, yani, güçlü olanın ve böylelikle de yönetenin çıkarına uygunken bu güçlü kimseye tabi itaat edenlerin çıkarına aykırı olan şey olduğunu unuttun; öte yandan, adaletin tersi olan haksızlık da, safları ve doğruları parmağında oynatır, onlara hükmederken, tabi olanlar, güçlünün çıkarına olan şeyleri yaparlar, ona hizmet ederek kendi mutluluklarını değil, güçlünün mutluluğunu sağlarlar. “Benim saf Sokrates’im; adil olanın her yerde haksıza ne kadar çok boyun

şiir alıntısı #94, Hoşçakal - Özdemir Asaf

Resim
siyah beyaz tuşlarında piyanomun seni çalıyorum şimdi çaldıkça çoğalıyorsun odada sen arttıkça ben kayboluyorum seni doğuruyorum geceye adını koyuyorum aya bakarak her şey sen oluyor her yer sen ben ölüyorum sesini duyuyorum rüyalarımda gözlerimi kamaştırıyor ışığın rüzgar sen gibi dokunuyor bana ben doğuyorum duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum - Özdemir Asaf, Hoşçakal

kitap alıntısı #94, Beauty and the Baller - Ilsa Madden-Mills (Strangers in Love #1)

Resim
          She waltzes over to me, hips swaying. Then, fast as lightning, she reaches up and brushes her mouth over my scarred cheek.           My breath hitches as she lingers, her fingers lightly caressing the line from my temple to my neck. My heart twinges, shifting in my chest, aching for . . . something I can’t have.           She stares at me. “I like your face. It’s you. Oh, you were pretty before the scars—in fact, I liked to call you Henry Cavill . . . that jawline is wicked hot—but now . . .” Her shoulders shift. “You have character. Meaning. You survived and came out on the other side flawed . . . yet beautiful.”           I frown, grappling with how I feel about her words. “I’m not beautiful.”           “Beauty isn’t on the outside. I learned that in the pageants. I met some beautiful women who were ugly on the inside and some who were incredible. Beauty is how we go on, the life we create around us. Living a life that’s meaningful. I’m not sure I’m there, to be honest. I’m

şiir alıntısı #92, Do not go gentle into that good night - Dylan Thomas

Resim
Do not go gentle into that good night, Old age should burn and rave at close of day; Rage, rage against the dying of the light. Though wise men at their end know dark is right, Because their words had forked no lightning they Do not go gentle into that good night. Good men, the last wave by, crying how bright Their frail deeds might have danced in a green bay, Rage, rage against the dying of the light. Wild men who caught and sang the sun in flight, And learn, too late, they grieved it on its way, Do not go gentle into that good night. Grave men, near death, who see with blinding sight Blind eyes could blaze like meteors and be gay, Rage, rage against the dying of the light. And you, my father, there on the sad height, Curse, bless, me now with your fierce tears, I pray. Do not go gentle into that good night. Rage, rage against the dying of the light. - Dylan Thomas, Do not go gentle into that good night

kitap alıntısı #91, King of Wrath - Ana Huang

Resim
          The tension was so thick I could taste it in my throat, but I pushed forward, unwilling to let him off the hook so easily.           “We’re only together because of a deal you made with my father. What’s it to you if my ex shows back up in my life? You know the wedding would move forward either way,” I said. “Are you afraid I’ll break the engagement? Run off with Heath and leave you looking like a fool in front of your friends? Why do you care?”           “I don’t know!” The force of his reply stunned me into silence.           Dante’s granite mask cracked, revealing the torment underneath.           “I don’t know why I care. I just know I do, and I hate it.” Self-loathing coated his voice. “I hate the idea of you touching anyone else, or anyone else touching you. I hate that other people can make you laugh in a way I can’t. I hate how I feel around you, like you’re the only person that can make me lose control when I. Don’t. Lose. Control.”           Every word, every step b

kitap alıntısı #90, Putların Alacakaranlığı (ya da Çekiçle Felsefe Yapmanın Yolları) - Friedrich Nietzsche

Resim
Güzel ve çirkin: Bizim güzellik anlayışımızdan daha çok koşula bağlı ya da diyelim ki daha dar kafalı bir şey yoktur. Kim bu anlayışı, insanın insandan aldığı hazdan ayrı düşünmeye çalışırsa ayaklarının altındaki zemini hemen yitirecektir. “Özünde güzel” yalnızca bir sözdür, kavram bile değildir. İnsanoğlu, güzellikte kusursuzluğun ölçüsünü bulur; bazı durumlarda güzelliğinden dolayı kendine tapınır. Hiçbir tür kendi kendini bu derece olumlayamaz . Onun en derin deki içgüdüsü, varlığını koruma ve neslini sürdürme içgüdüsü, bu tür yüceltme biçimleriyle kendini gösterebilir. İnsanoğlu, dünyanın güzellikle dopdolu olduğuna inanır, onu yaratanın kendisi olduğunu unutur . Dünyaya güzellik bağışlayan tek balına kendisidir, ah! Çok insanca, bütünüyle pek insanca bir güzellik… İnsanoğlu temelde kendi yansımasını eşyada bulur, kendi resmini yansıtan her şeyi güzel kabul eder. “Güzel” yargısı onun türünün zarafet budalalığı dır… Küçük bir işkillenme kuşkucunun kulağına şu soruyu fısıldayabili

kitap alıntısı #89, The Pale Blue Eye - Louis Bayard

Resim
          "They never leave us, do they? The ones who come before us. I wish I knew why."           Haltingly, then, I spoke of the Theories I had propounded on this very question. "There are times," I declared, "When I believe the dead haunt us because we love them too little. We forget them, you see; we don't mean to, but we do. All our sorrow and pity subside for a time, and in that interval, however long it lasts, I believe they feel most cruelly deserted. And so they clamor for us. They wish to be recalled to our hearts. So as not to be murdered twice over.           "Other times," I continued, "I believe we love them too much. And as a consequence they are never free to depart, because we carry them, our most deeply beloved, within ourselves. Never dead, never silent, never appeased."           "Revenants," she said, eyeing me closely.           "Yes, I suppose so. But how can they be said to return when they have ne

kitap alıntısı #88, The Cheat Sheet - Sarah Adams

Resim
          I pull his hands down from his eyes so I can look in them. “Listen to me. It is not the things you do that make you worthy, it’s that you have a beating heart in your chest. You have a soul, which means you are allowed to feel hurt, tired, stressed, sad, angry. All of those things—you are allowed to feel them. Everyone is.” I gather all of my strength for my next words. “Your ability to shoulder everything, to give 200% of yourself all the time, to be perfect at everything you attempt…these are not the attributes that make you a valuable human being.” I pause. “And they are not why I fell in love with you.”           His black eyes shoot up to me.           I smile. The weight of these heavy secrets falls off of me, and I feel relieved to continue. “I fell in love with you because you’re goofy. You’re fun. Your heart is so big I don’t know how it fits in here,” I say, pressing my hand to his chest. “You’re a terrible singer. You make me soup when I’m sick. You bought me tampo

şiir alıntısı #87, One Art - Elizabeth Bishop

Resim
The art of losing isn’t hard to master; so many things seem filled with the intent to be lost that their loss is no disaster. Lose something every day. Accept the fluster of lost door keys, the hour badly spent. The art of losing isn’t hard to master. Then practice losing farther, losing faster: places, and names, and where it was you meant to travel. None of these will bring disaster. I lost my mother’s watch. And look! my last, or next-to-last, of three loved houses went. The art of losing isn’t hard to master. I lost two cities, lovely ones. And, vaster, some realms I owned, two rivers, a continent. I miss them, but it wasn’t a disaster. —Even losing you (the joking voice, a gesture I love) I shan’t have lied. It’s evident the art of losing’s not too hard to master though it may look like (Write it!) like disaster.   - Elizabeth Bishop, One Art

kitap alıntısı #87, The Naughty, The Nice and The Nanny - Willa Nash

Resim
          “Want to know something else cool?” I asked, earning a nod. “I have a mom now. And she’s the best of the best of the best. Her name is Judy. She became my mom when I was twenty.”           “Twenty?” Ancient to a little girl.           “Yep. I was twenty. She met my dad at a restaurant in town. Dad and Judy started talking and then they started dating. And kissing.”           “Kissing is gross.”           I giggled. “Judy and my dad kiss all the time.”           “Eww.”           I pushed a lock of hair off her forehead. “I’m okay with the kissing because she married Dad and asked if she could be my mom. I love her a lot. Do you know why I love her so much?”           “Why?”           “She makes the most amazing chocolate cake. Better than this one.” I tapped her plate. “She always remembers Christmas presents. And because she loves my dad with her whole heart.” - Willa Nash, The Naughty, The Nice and The Nanny  (Holiday Brothers #1)

kitap alıntısı #85, Siber Güvenlik ve Siber Savaş - Peter Warren Singer, Allan Friedman

Resim
Odak noktası: Anonymous Kimdir?               Aaron Barr çok kötü bir hata yaptı.               5 Şubat 2011’de HBGary Federal bilgisayar güvenlik şirketinin CEO’su, firmasının Anonymous hacktivist grubuna sızdığını ve San Francisko’daki büyük bir konferansta bulgularını medyaya açıklayacağını duyurdu. Gerçekleşmeyecekti. Wired dergisinin bildirdiği gibi Barr ve şirketi beklediği alkış ve kar yerine “acıyla dolu bir dünyaya” giriş yaptı.               HBGary Federal’in web sitesi Anonymous tarafından çabucak ele geçirildi ve kendi mesajlarını şirketin kendi sitesi üzerinden yayınladılar: “Son zamanlardaki Anonymous’ ‘sızma’ iddialarınız bizleri eğlendiriyor ve kendimize basının ilgisini çekmek için Anonymous’u bir vasıta olarak kullanma çabalarınız da… Farkına varmakta başarısız olduğunuz şey; sadece bir ‘güvenlik’ şirketi ismi ve genel görünüşüne sahip olmanız sebebiyle Anonymous ile kıyaslandığınızda hiçbir şey olduğunuzdur. Sizin güvenlik bilginiz var ile yok arasındadır… Sizler, si

şiir alıntısı #84, Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman II - Bahaettin Karakoç

Resim
Bilirsin ki burada değilim artık Ihlamurlar çiçek açtığı zaman... Gelir benim yüreğimde toplanır, Dağların üstünden sıyrılan duman. Bir yanım mosmordur, bir yanım beyaz, Bir yanım karakış, bir yanım ilk yaz. Can evime bakışların saplanır; Ihlamurlar çiçek açtığı zaman... Ihlamurlar çiçek açtığı zaman; Ne sen gurbetçisin, ne ben sılacı. Senden gayrısına bakmam mümkün mü; Gözlerimi esir alan dağlardan. Kapımı üç defa çalan postacı “Adresinde yok! ” Diye notlar düşer, Eski adresimde bir hüzün eser; Ihlamurlar çiçek açtığı zaman... Eski adresimse kurumuş bir gül, Gizemli bir ıtır, domur domur kan, Yaba yaba yelde savrulur gönül, Firkatli turnalar geçer uzaktan. Dalgınlığım debimetre tanımaz, Başım çarpar bir gemi bordasına Düşerim bir girdabın ortasına Ihlamurlar çiçek açtığı zaman... Birden bezeklenir sevda haritam, Ihlamurlar çiçek açtığı zaman... Lâleler toplarım ben tutam tutam, Bizim için çalar kıvrak bir keman. Gök papatya, yer ise lâle bahçesi, Aşka ışık dokur kuşların sesi. Seninle

kitap alıntısı #84, Deadly Illusion - Kathy Lockheart (Secrets and the City #1)

Resim
          “You want to save Mom.”           “More than that.” He shrugged. “I guess I want to have a positive influence on this life. Leave the world a better place and all that.” He gave a rueful smile and blew out such a big breath that his cheeks puffed. “But when I woke up in the hospital, I started to question if I was going about it all wrong. Before, I thought having money was the only way to help people, because growing up that seemed to be the only thing capable of solving our problems. But now…” He tilted his head back on the seat rest and groaned. “I love this job,” he said. “I do, and building my career excites the heck out of me. But I don’t know if I want to keep up this pace. I let it monopolize my life, you know? Never made much time for friends or even to ask this girl out that I like.”           “If you want to make a difference, you don’t have to sacrifice your whole life to do it.”           Justin chewed the inside of his cheek.           “Please, don’t take the jo

şiir alıntısı #83, O Captain! My Captain! - Walt Whitman

Resim
O Captain! my Captain! our fearful trip is done, The ship has weather’d every rack, the prize we sought is won, The port is near, the bells I hear, the people all exulting, While follow eyes the steady keel, the vessel grim and daring;                          But O heart! heart! heart!                             O the bleeding drops of red,                                Where on the deck my Captain lies,                                   Fallen cold and dead. O Captain! my Captain! rise up and hear the bells; Rise up—for you the flag is flung—for you the bugle trills, For you bouquets and ribbon’d wreaths—for you the shores a-crowding, For you they call, the swaying mass, their eager faces turning;                          Here Captain! dear father!                             This arm beneath your head!                                It is some dream that on the deck,                                  You’ve fallen cold and dead. My Captain does not answer, his lips are pale and sti